Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin envanterinde bulunan S-400 hava savunma sistemlerinin üçüncü bir ülkeye devredilmesi hususunda görüşmelerin sürdüğünü kamuoyuna duyurdu. Yeni Şafak gazetesine açıklamalarda bulunan Fidan, sürecin işleyişine dair “İlgili tüm ülkeler arasında teknik müzakereler devam ediyor” ifadesini kullanarak diplomatik temasların sürdüğünü teyit etti.
Müzakere Sürecinde Kimler Yer Alıyor?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın işaret ettiği teknik görüşmelerin en önemli paydaşlarından biri de sistemin üreticisi olan Rusya’dır. Moskova’nın, yapılan sözleşmeye rağmen Ankara’nın satış kararına engel olması beklenmiyor. Rusya lideri Putin’in, S-400’lerin satışında olduğu gibi elden çıkarılmasında da önceliği ülkesinin çıkarlarına vereceği öngörülüyor. Moskova için bir NATO üyesi olan Türkiye ile sürdürülebilir iş birliği, yeni bir nükleer santral projesinden çok daha kritik bir değer taşıyor.
S-400 Sistemleri Neden Elden Çıkarılıyor?
S-400’lerin alınma aşamasında “Kimse bize karışamaz” ve “Geri adım atmayız” diyerek itirazlara karşı net bir duruş sergileyen iktidarın, şimdi ABD baskısı sonucunda sistemleri devretmeyi kabul etmesi Ankara’nın siyasi iradesi açısından vahim bir tablo olarak nitelendiriliyor. Neo-Abdülhamitçi AKP hükümetinin, S-400’ü Washington ile daha güçlü pazarlıklar yapabilmek adına taktiksel bir hamle olarak aldığı, ancak gelinen noktada ciddi bir pazarlık dahi yürütemeden ABD baskısına boyun eğdiği belirtiliyor.
Alıcı Kim ve Satış Koşulları Nasıl Belirleniyor?
Türkiye’nin S-400’leri devredebileceği “onaylı” ülkenin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olduğu ifade ediliyor. Satışın gerçekleşmesi için ABD’nin alıcı ülkeyi onaylaması temel bir kriter olarak öne çıkıyor. Bu kriterler gereği, alıcı ülkenin hem ABD müttefiki olması hem de alacağı sistemlerin diğer Amerikan müttefikleri için bir risk teşkil etmemesi gerekiyor. BAE, bu şartlara uygunluğuyla dikkat çekerken, aynı zamanda İsrail ile bölgede ve Afrika’da yürüttüğü derin askeri ve siyasi iş birliği ile biliniyor. Dolayısıyla bu satışın gerçekleşmesi, Türkiye’nin S-400’leri dolaylı yoldan İsrail’in müttefikine teslim etmesi anlamına gelecektir.
S-400 Türkiye İçin Ne İfade Ediyordu?
S-400 sistemi yalnızca bir silah donanımı olmanın ötesinde anlamlar barındırıyordu:
- Askeri alanda silah envanterini çeşitlendirerek tek bir kaynağa olan bağımlılığı sonlandırma iradesi,
- Stratejik düzeyde ABD’den bağımsız ve “özerk” bir yapı kurma hedefi,
- Politik çerçevede komşularla pozitif diyalog geliştirerek “bölge merkezli” bir dış siyaset izleme amacı.
Ancak sistemin elden çıkarılması, Türkiye’nin tekrar ABD stratejilerine eklemlenmesi olarak yorumlanıyor.
Stratejik Eksen Kayması Ne Zaman Başladı?
Türk dış politikasındaki bu köklü değişim için Ankara’daki NATO zirvesi bir dönüm noktası oldu. Ankara’nın S-400’leri devretmeyi kabul etmesi, “NATO 3.0” konseptinin bir neticesi olarak görülüyor. Zirveden bu yana Türkiye, daha önce denge politikası izlediği Ukrayna-Rusya savaşı ve ABD-İran gerginliği gibi dosyalarda, teraziyi Atlantik çıkarları lehine bozmaya başladı.
Bölgesel Dengeler Nerede Değişiyor?
S-400’ler, Türkiye’nin Rusya ve İran ile Astana Platformu çatısı altında ABD dışı bölgesel çözümler üretme çabasının bir sembolüydü. Bu sistemlerin elden çıkarılması, Türkiye’nin bölgesel denge arayışlarından vazgeçip tamamen ABD eksenli politikalara yöneldiğine işaret ediyor. Bu durumun Ankara’nın İsrail politikası üzerindeki somut yansımalarının ise yakın gelecekte daha net bir şekilde görülmesi bekleniyor.








