Tarih, sadece geçmişte kalan anlatılar bütünü değil, istikbalimizi aydınlatan temel bir rehber niteliğindedir. Alman emperyalizminin emellerine hizmet eden Kanal Seferi esnasında yıpranan ordunun bakiyesini kurtarmak adına, İsmet İnönü’nün Ürdün (Şeria) nehrini aşarak Salt Türk Şehitliği’ne ulaştığı süreç, bu rehberin en somut örneklerinden biridir. Mustafa Kemal’in Milli Mücadele hazırlıkları kapsamında Anadolu’ya çekilen birliklerin arkasını kollama görevini üstlenen 3. Kolordu Komutanı İsmet İnönü, bugün “Arabistan çöllerinde” can veren kahraman Türk askerlerinin yattığı, kendisinin ise “Eşşak” olarak andığı mevkideki bu şehitlikte büyük bir sorumluluk yerine getirmiştir.
Günümüzde yeniden tartışma konusu olan Hicaz Demiryolu treni, esasen Alman emperyalizmine hizmet eden bir projeydi. İngiliz casusu Lawrence’ın “Esir almayacaksınız!” talimatıyla hareket eden Araplar tarafından saldırıya uğrayan bu trendeki tüm askerler kurşuna dizilerek şehit edilmiştir. Osmanlı Devleti’nin, İngiltere’ye karşı cephe alıp sömürgeleri ayaklandırmak gayesiyle “cihat” ilan etmesi, imparatorluğun çöküşünü hazırlayan etkenlerden biri olmuştur.
Mekke Anlaşması Nedir ve Neden Risk Taşımaktadır?
Türkiye, Suudi Arabistan (SA) ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, içeriği ve getirdiği yükümlülükler noktasında tam bir gizlilik içinde tutulmaktadır. Anayasanın sarih hükümlerine rağmen onay için TBMM’ye dahi sunulmayan bu mutabakat, Yemen’de Husilerin gerçekleştirdiği son saldırılar ışığında Türkiye adına ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu durum, tarihin tekerrür ettiğini ve Osmanlı’nın son dönemlerinden gereken derslerin çıkarılmadığını düşündürmektedir. Suudi Arabistan ile ayrı bir savunma paktı bulunan Pakistan’ın Savunma Bakanı’nın, bu anlaşmanın Türkiye’nin Husilere müdahalesini zorunlu kılabileceği yönündeki beyanatları ile Amerikalı Senatör Joe Wilson’un “..Şimdi Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın Husileri yok etme vakti..” şeklindeki sözleri tehlikenin boyutunu gözler önüne sermektedir.
Ortadoğu’daki Güç Dengeleri ve Filistin Sorunu Neden Çözülmüyor?
Bölgeye dışarıdan bakanlar veya tarihsel perspektiften yoksun olanlar için Ortadoğu meseleleri basit görünebilir. Ancak Batı Şeria krizi ve Ürdün nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Filistinliler gerçeği incelendiğinde, Ürdün haricindeki birçok Arap ülkesinin tam bağımsız bir Filistin devletini içtenlikle desteklemediği görülür. Mısır’ın geçmişte Arafat’ı yanlış yönlendirerek veya yalnız bırakarak çözüm sürecini sekteye uğrattığı unutulmamalıdır. Bununla birlikte Arapların; girişimci, eğitimli ve çalışkan Filistinlilerden pek hoşlanmadığı bir gerçektir. Birçok Arap yönetimi için Filistin-İsrail çatışması ve İran-İsrail düşmanlığı, kendi çıkarlarına hizmet eden birer enstrümandır. Bölgedeki Sünni-Şii rekabeti de bu tablonun ayrılmaz bir parçasıdır.
Türkiye’nin Bölgesel Ağırlığı Nasıl Korunur?
Arap yönetimlerinin neredeyse tamamının; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ne gıpta ile karışık bir endişeyle baktığı göz ardı edilmemelidir. Demokrasiden ve hukuk devleti ilkelerinden uzaklaşmış, ulus devlet kimliğini yitirmiş ve Batılı kurumlardan dışlanmış bir Türkiye’nin ne Arap dünyasında ne de İran veya İsrail karşısında bir saygınlığı kalmayacaktır.
Mustafa Kemal Atatürk, orduyu Arap çöllerinden Anadolu’ya çekerken Misakı Milli sınırlarını ulus devletin bekasını gözeterek belirlemiş, hatta kendi doğum yeri Selanik’i dahi bu sınırların dışında bırakmıştır. Atatürk’ün temel stratejisi, Arap ülkelerinin iç işlerinden ve aralarındaki husumetlerden uzak durmaktı. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti, AKP dönemine kadar bu dengeyi başarıyla korumuştur. İran’daki rejim ihraç çabaları nedeniyle yaşanan kısa süreli gerginliklere rağmen, İsrail ve İran ile sağlıklı ilişkiler sürdürülmüştür.
Türkiye’nin Bölgedeki Gelecek Stratejisi Ne Olmalı?
İran ve İsrail arasındaki çekişme, Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarıyla doğrudan çelişmemektedir. Ancak İran’ın etkisizleştirilmesi, özellikle Suriye ve Irak’ta Kürt ayrılıkçı hareketlerinin geldiği aşama dikkate alındığında Türkiye için ciddi bir tehdit teşkil eder. Bu, Türkiye’nin çatışma yanlısı olduğu anlamına gelmez; aksine bölgedeki barış ve istikrar Türkiye için her zaman yüksek kazanç sağlamıştır. Fakat uluslararası ilişkilerin acımasız gerçeği şudur ki; ABD ve İsrail’in Ortadoğu stratejileri değişmediği müddetçe bölgenin huzura kavuşması beklenmemelidir.
Bu gerçekler ışığında Türkiye, AKP iktidarının izlediği metodun aksine, sahip olmadığı güçleri varmış gibi varsaymaktan kaçınmalıdır. Bölge devletlerinin iç işlerine karışmamalı, emperyalist oyunlara alet olmamalı ve tüm gücünü mevcut sınırları içerisinde demokratik, laik, sosyal hukuk devletini ve ulus devleti yaşatmaya odaklamalıdır.
ÜRDÜN TÜRK ŞEHİTLİĞİ
MEKKE ANLAŞMASI
ORTADOĞU OYUNLARI
TÜRKİYE NE YAPMALI?
