Takvimlerdeki bazı tarihler sadece birer sayıdan ibaret değildir; bir ulusun toplumsal belleğine kazınan derin izler taşırlar. Şili halkı için 11 Eylül, demokrasinin tank sesleri altında susturulduğu, La Moneda Sarayı’nın ateş altına alındığı ve Salvador Allende’nin hayatını kaybettiği karanlık bir dönüm noktasıdır. Yıllar geçse de bir melodi veya eski bir fotoğraf, o trajik günü her zaman taze tutar.
Bu tarih, Türkiye halkı için de yabancı bir anlam taşımamaktadır. Darbelerin yıktığı hayatları, 12 Mart ve 12 Eylül süreçlerini, cezaevi koridorlarını ve sürgünleri tecrübe etmiş bir toplum olarak Allende’nin mücadelesini kendi geçmişimizin bir aynası gibi görürüz. Onun hikayesi sadece Şili’ye ait değil, demokrasiyi savunan tüm toplumların ortak acısıdır.
Salvador Allende Kimdir ve Siyasi Vizyonu Neydi?
1908 yılında hayata gözlerini açan ve tıp doktoru olarak yetişen Salvador Allende, siyaset basamaklarını genç yaşta tırmanmaya başladı. Şili Sosyalist Partisi’nin kurucu kadrolarında yer alarak milletvekilliği ve sağlık bakanlığı görevlerini yürüttü. Allende’yi diğer devrimcilerden ayıran en belirgin özelliği, sosyalist ideallere demokratik mekanizmalarla ulaşılabileceğine dair sarsılmaz inancıydı.
Tam dört kez cumhurbaşkanlığına aday olan Allende, 1970 yılındaki seçimlerde yüzde 36.6 oy oranıyla sandıktan zaferle çıktı. Bir ayaklanma sonucu değil, halkın oylarıyla iktidara gelmesi, “Şili yolu” olarak adlandırılan barışçıl dönüşüm sürecini başlattı. Sosyalizm ile demokrasiyi aynı potada eritmeyi amaçlayan bu deneyi, dünya solunun hafızasında müstesna bir yere sahip kıldı.
Ülke Zenginliği Kimin İçin Var?
Allende’nin yönetim anlayışı sadece ekonomik verilerle değil, doğrudan insanın hayatına dokunan reformlarla şekillendi. Bakır madenlerinin millileştirilmesinden kapsamlı toprak reformuna, eğitimden ücretsiz sağlık hizmetlerine kadar pek çok adımın arkasında tek bir temel soru yatıyordu: “Bir ülkenin zenginliği kimin için vardır?” Allende’nin bu soruya verdiği cevap netti: Halk için.
Ancak iktidarı boyunca ağır bir siyasi ve ekonomik kuşatma altında kaldı. Yüksek enflasyon, mal tedarikindeki sıkıntılar, grevler ve muhalefetin sert direnci toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdi. Hükümet içindeki görüş ayrılıkları ve radikal kesimlerin baskıları, süreci daha da zorlaştırdı. Bu çelişkileri ve hataları görmezden gelmek, onu sadece bir efsaneye indirgemek olur; oysa Allende’yi anlamak, onun insani mücadelesini tüm gerçekliğiyle değerlendirmeyi gerektirir.
11 Eylül Sabahı: Yaklaşan Felaket Nasıl Gerçekleşti?
1973 yılının yazı, yaklaşan büyük felaketin sinyallerini veriyordu. 29 Haziran’da gerçekleşen ancak başarısız olan darbe girişimi, ordunun huzursuzluğunu gözler önüne sermişti. Ağustos ayında Allende, General Augusto Pinochet’yi kara kuvvetlerinin başına getirdi. 11 Eylül sabahı ise ordu tüm gücüyle harekete geçti. Tanklar sokaklara inerken, uçaklar devlet başkanlığı sarayı La Moneda’yı bombalamaya başladı.
Halkın oylarıyla seçilmiş cumhurbaşkanı Salvador Allende, teslim olmayı reddederek sarayda kaldı. Radio Magallanes üzerinden gerçekleştirdiği tarihi son konuşmasında umudunu asla kaybetmediğini gösterdi. Üzerinden yarım asırdan fazla zaman geçse de şu cümlesi hala yankılanmaktadır: “Tarih bizimdir ve tarihi halklar yapar.”
Teslim Olmak ya da Direnmek: Allende’nin Mirası Nedir?
Allende bir efsane kahramanı gibi değil, gözlükleri ve beyaz saçlarıyla siyaset yapan gerçek bir insan, bir doktordu. Elinde silahtan ziyade halkın iradesi vardı. 11 Eylül sabahı önündeki en zorlu tercihte direnmeyi seçerek hayatını kaybetti. Ölümünün üzerinden 53 yıl geçmiş olsa da, ne Pinochet’nin diktatörlüğü ne de geçen onca zaman onun ismini silmeye yetmedi. Bugün Allende, bir meydan isminde, bir kitabın sayfasında ya da adaletsizliğe karşı düşünen genç bir zihinde yaşamaya devam ediyor.
Demokrasinin sadece sandıktan ibaret olup olmadığı, toplumsal zenginliğin paylaşımı ve adaletin önemi bugün hala tartışılan sorulardır. Allende’nin bıraktığı en önemli ders; siyasi rekabet ne kadar sertleşirse sertleşsin, demokratik siyasetten vazgeçmenin faturasını her zaman halkın ödeyeceğidir. Onu öldürenler iktidarı ele geçirse de toplumsal belleği ele geçirmeyi başaramadılar.
Bugün bile La Moneda’nın üzerinden yükselen dumanların arasından şu can alıcı soru sorulmaya devam ediyor: “Halktan daha güçlü ne olabilir?” Cevabımız hiç değişmedi: Hiçbir şey.
