Kanada genelinde görev yapan 28 bin posta dağıtıcısı, günlerini büyük bir yalnızlık içinde geçiren yaşlı vatandaşların kapısını çalarak durumlarını kontrol etme görevini manevi bir sorumluluk olarak üstlenmiş durumda. Modern dünyada giderek ıssızlaşan hayatlara bir nefes olmayı amaçlayan bu uygulama, Kanada toplumunun önemli bir kesimine temas ediyor.
Kimler bu sosyal sorumluluğun odağında yer alıyor?
42 milyonluk bir nüfusa sahip olan Kanada‘da, kentlerdeki müstakil evlerde veya kırsalın sessizliğinde tek başına yaşayanların sayısı yaklaşık 10 milyona ulaştı. Toplumun %24’üne denk gelen bu kesim, özellikle 1946-1976 yılları arasında doğan ve “Baby Boomer” olarak adlandırılan, artık yaşlılık dönemine girmiş kuşağı temsil ediyor. Her dört kişiden birinin emekli olduğu ülkede, hükümet bütçesine yıllık 90 milyar dolar sosyal ödeme yükü biniyor.
Neden bu tür bir takibe ihtiyaç duyuluyor?
Harcamaların her sene %5 oranında artacağı tahmin edilirken, kamu sağlığı bütçesinin %40’ından fazlası yaşlıların bakımı için kullanılıyor. Örneğin Alberta eyaletinde evinden çıkmayan yaşlıların oranı %20 seviyelerine ulaşmış durumda. Tıbbın gelişmesiyle ömür uzasa da, sosyal izolasyon büyük bir sorun teşkil ediyor. Kanada, dünyada yaşlılara sunulan hizmet kalitesinde ilk beş ülke arasında yer alsa da; bakım evleri ve tıbbi destekler arasında “insani bir dokunuş” ve birinin hal hatır sorması eksik kalıyordu. İşte bu noktada devreye giren postacılar, sabahtan akşama kadar kimseyi görmeyen yaşlıların dış dünyayla olan yegane bağı haline geliyor.
Hangi yasal düzenlemeler ve öneriler gündemde?
Postacıların bu faaliyetini yasal bir zemine oturtmak amacıyla Postacılar Sendikası CUPW (Canadian Union of Postal Workers), 2025 senesinde hükümete sunulmak üzere kapsamlı bir rapor hazırladı. Henüz resmi bir yönetmelik olmasa da öneri; dağıtıcıların geçtikleri güzergahlarda kapıları çalarak hatır sormasını içeriyor. Dağıtıcıların 3-4 gün boyunca biriken gazeteleri, taşan posta kutularını, kapıda kalan paketleri veya açılmayan perdeleri fark etmesi durumunda yetkililere haber vermesi, hatta gerekirse içeri girmesi gibi hayat kurtarıcı yetkiler talep ediliyor.
Nasıl bir eğitim süreci öngörülüyor?
Sendikanın raporunda sadece kontrol değil, aynı zamanda iletişim ve müdahale de yer alıyor. Postacıların yaşlılarla kısa sohbetler etmesi önerilirken, dağıtıcılara ilk yardım eğitimi verilmesi ve acil durumlarda ilk müdahaleyi yapabilmeleri de gündemde. Kanada hükümeti henüz bu raporu değerlendirme aşamasında tutuyor.
Yaşlılar nerede ve ne zaman yardım bekliyor?
Yalnızlığını evinde geçirmek yerine huzurevlerine geçmek isteyenlerin sayısı ise bu yıl 455 bin kişiye ulaştı. Bu vatandaşlar, kurumlarda boş yatak bulunması için bekleyişlerini sürdürüyor. Kuşaklar arası açılan mesafeler ve gençlerin şehirlere göç etmesi sorunu derinleştirirken, görünen o ki Kanadalı yaşlılar için kapının çalınması artık hayati bir önem taşıyor.
Postacı kavramı kültür ve sanatta nerede duruyor?
Edebiyat ve sinema dünyasında postacılar her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. James M. Cain’in yazdığı ve Jack Nicholson ile Jessica Lange’in başrollerini paylaştığı “The Postman Always Rings Twice / Postacı Kapıyı İki Kere Çalar” filminde, o ikinci çalış felaketin habercisidir. Türk edebiyatında “Bay Konsolos” romanı dışında bu tema pek işlenmese de, Batı kültüründe postacısız bir hayat düşünülemez. Antonio Skármeta’nın eserinden uyarlanan “Il Postino” filminde, Mario isimli dağıtıcının büyük şair Pablo Neruda ile olan dostluğu, postacının sadece bir mektup taşıyıcısı değil, bir hayat paydaşı olduğunu gösterir; tıpkı ismi Nâzım Hikmet ile anılan Neruda’nın hikayesinde olduğu gibi.
