Tarihsel tecrübeler ve bilimsel veriler, iktidar gücünün doğasına dair sarsılmaz bir gerçeği ortaya koymaktadır: “Her iktidar yozlaşır ve yozlaştırır… Mutlak iktidar, mutlaka ve mutlak olarak yozlaşır ve yozlaştırır!” Bu evrensel kaide, günümüzde az gelişmiş veya gelişmekte olan toplumların sözde demokrasilerinde otokrasi olarak beliren “Şahsım Devleti” yapısında vücut bulmaktadır.
Şahsım Devleti Nedir ve Nasıl Tanımlanır?
Bilimsel literatürde “Patrimonyal Sultanizm” olarak da adlandırılan bu yönetim biçimi, tamamen tek bir bireye odaklıdır. Devletin tüm dokusu bu şahsın talimatlarıyla şekillenir ve onun emirleri doğrultusunda idare edilir. Başta adalet ve maliye birimleri olmak üzere; bürokrasiden akademiye, hukuktan teknokrasiye kadar tüm karar vericiler ve uygulayıcılar bu tek kişiye göbekten bağlıdır.
Sistemdeki Karar Alma Mekanizmaları Nasıl İşler?
Ekonomi, hukuk, üretim ve gelir dağılımı gibi temel alanlar; şahsın istekleri doğrultusunda, kendi partisi ve etrafındaki oligarşik yapı tarafından şahsi çıkarlara uygun şekilde düzenlenir. Bu sistemde liyakatin yerini sadakat almıştır. Fırsat eşitliği veya sosyal hakların yerini ise iltimas (torpil) ve sadaka kültürü doldurur. Mutlak iktidar süreci uzadıkça, başlangıçtaki 3Y (Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar) kavramları evrilerek 3S (Soygun, Seçimsizlik, Sansür) aşamasına geçer.
3Y’den 3S’ye Dönüşüm Neden Gerçekleşir?
Bu dönüşüm, iktidarın sürdürülebilirliği için kaçınılmaz bir sapma olarak görülür:
- Yolsuzluktan Soyguna: Ulusal çaptaki yolsuzluk hareketleri, çeşitli fon dolandırıcılıkları ile devasa boyutlara ulaşarak bir “Soygun” niteliği kazanır.
- Yoksulluktan Seçimsizliğe: Ülke kaynaklarının hortumlanması ve borçlanma imkanlarının tükenmesiyle artan yoksulluk, seçmeni bezdirir. Seçim kaybetmeye başlayan iktidar; muhalefeti kısıtlayarak ve milli iradeyi yok sayıp kaybettiği yerleri çeşitli mekanizmalarla geri alarak “Seçimsizlik” ortamını yaratır.
- Yasaklardan Sansüre: Mevcut kısıtlamalar, tüm iletişim platformlarını kapsayan topyekûn bir “Sansür” düzenine dönüşür.
Sansür ve Baskı Mekanizması Kimleri Etkiler?
Bu aşamaya gelindiğinde basın, televizyon ve sosyal medya mecralarının özgürlüğü tamamen ortadan kalkar. Gazeteciler hapisle cezalandırılır, yayın kuruluşlarına el konulur ve dijital platformlar erişime kapatılır. Halktan ve seçmenden; ekonomik yıkımlar, siyasi transferler ve belediyelere yönelik el koyma işlemleri gizlenmek istenir. Yargı mekanizmasının da desteğiyle sansür, ülkenin her köşesine egemen kılınır.
Değerli okurlarım, aktardığım bu tablo, tarihin ve bilimin bizlere miras bıraktığı evrensel bir sürecin özetidir. Temennim, ülkemizin bu karanlık kısır döngünün pençesine düşmemiş olmasıdır.
