Kamu kurumlarının gözü önünde, adeta bir gövde gösterisi eşliğinde gerçekleştirilen fon vurgunu, “suç ekonomisi” olgusunu bir kez daha Türkiye’nin gündemine taşıdı. Finansal sistemin her basamağının sıkı denetimlere ve özel izinlere bağlı olduğu borsa yapısında, bu denli geniş çaplı bir soygunun gerçekleştirilebilmesi akıllara pek çok soru işareti getiriyor.
Suç Ekonomisi Nedir ve Hangi Şartlarda Ortaya Çıkar?
Borsada böylesine devasa bir vurguna imza atmak, her şeyden önce büyük bir özgüven gerektiriyor. Kişinin yakalanmayacağından veya başına bir iş gelmeyeceğinden emin olduğu bir psikolojiyle hareket etmesi şart. Ancak bu durum sadece özgüvenle açıklanamaz; aynı zamanda ciddi bir güç gerektirir. Bu noktada “suç ekonomisi” kavramını “güç ekonomisi” ile birlikte ele almak kaçınılmaz hale geliyor. Bu ölçekteki bir kazancı yönetebilmek için muazzam bir nüfuz sahibi olmak gerekiyor.
İşin bir de yetenek ve organizasyon boyutu bulunuyor. Organize bir yapı kurarak hisse senetlerine yüzde binlerle ifade edilen değerler kazandırmak ve bu fiyatlar zirvedeyken halka arz gerçekleştirmek; özgüven, güç ve yeteneğin birleştiği bir süreç olarak karşımıza çıkıyor.
Uzmanlar Ne Diyor ve Süreç Nasıl Yönetilmeli?
2000-2006 yılları arasında en uzun süre Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanlığı görevini yürüten ve şu anda Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Doğan Cansızlar, yaşanan gelişmeleri değerlendirirken temkinli bir duruş sergiliyor. SPK’nin teknik altyapısına ve yetişmiş uzman kadrosuna güvendiğini belirten Cansızlar, sürece dair şu kritik uyarıyı yapıyor:
“Artık bu aşamasından sonrasını çok dikkatli yönetmek gerek. Bu işler paldır küldür atılacak adımlarla yapılacak işler değil. Bütünü korumaya ama kamuoyuna güven verecek bir duruş ortaya koymaya ihtiyaç var!”
Neden Önlem Alınmadı?
Ankara kulislerinde bu tür kriz anlarında genellikle iktidar dışındaki tüm kesimler suçlu ilan edilirken, fon soygununda da benzer bir tablo göze çarpıyor. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in aylar öncesinden “Manipülasyonu görüyoruz, önlem alacağız” demesine rağmen somut bir adım atılmamış olması, izaha muhtaç bir durum olarak değerlendiriliyor. Bu noktada zihinleri kurcalayan ihtimaller şunlar:
Bakan Şimşek durumu bildiği halde müdahale etmediyse durum vahim; müdahale edilmesini isteyip de gereği yerine getirilmediyse daha vahim; eğer önlem taslağı hazırlayıp arkasını getiremediyse durum çok daha vahimdir. Bu olasılıklardan hangisinin gerçek olduğu merak ediliyor.
Paralar Nerede ve 12 Kişi Kim?
Suç ekonomisinin doğal bir neticesi olarak paraların yurt dışına transfer edilmesi dikkat çekiyor. Geçmişteki benzer soygunlarda, yurt dışına çıkarılan meblağların birden fazla “vekaleti” bulunur ve para transfer edildiği anda bu vekaletlerle çekilerek izi kaybettirilirdi. Mevcut olayda da benzer bir yöntemin izlenip izlenmediği sorgulanıyor.
Savcılığın devreye girmesiyle operasyonun başlaması arasındaki kritik sürede, paranın büyük kısmının sistem dışına çıkarıldığı iddia ediliyor. Bu noktada kamuoyu, bu payı alan 12 kişinin kimliğini merak ediyor. Ayrıca bu 12 kişinin sadece kendilerini temsil etmediği, birçok transferin onlar üzerinden yapılmış olabileceği ihtimali de tartışmalar arasında yer alıyor.
Suç Ekonomisi Kimleri Etkiledi?
Söz konusu vurgun nedeniyle binlerce kişi mağduriyet yaşıyor. Geçmişteki krizlerde intiharlara kadar varan ağır toplumsal yıkımlar yaşanırken, bu büyük soygunun da çok sayıda küçük yatırımcıyı vurduğu görülüyor. Bu mağdurlara ne söyleneceği ise henüz belirsizliğini koruyor.
Türkiye’de denetim mekanizmalarının ciddi şekilde zayıflaması, trafik kazalarından bile rant devşiren ya da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını suç ekonomisinin bir unsuru haline getiren bir yapıyı beraberinde getiriyor. Fon soygunu bu tablonun sadece bir parçasıyken, arka planda bunlar yaşanırken ön planda nelerin olduğu sorusu güncelliğini koruyor.
