Milyonlarca gencin ve çocuğun ders başı yapmasıyla birlikte eğitim maratonu yeniden hız kazandı. Kitapların kapakları aralanırken, sınavlar ve notlar gündemin merkezine yerleşiyor; ancak bir evladın hayatı sadece akademik süreçlerden ve sınavlardan ibaret değildir. Bazen bir eğitimcinin kurduğu tek bir cümle, senelerce anlatılan bir müfredattan çok daha derin izler bırakabilir. “Sen yapamazsın” ifadesi bir çocuğun yüreğine korku tohumları ekerken, “Seninle gurur duyuyorum” sözü hayat boyu sürecek bir özgüvenin temeli olabilir. Benzer şekilde “Bir daha dene” telkini, başarısızlığın yolun sonu olmadığını ona öğretecektir.
Eğitimde Öncelikli Hedefimiz Ne Olmalı?
Bir çocuk okul kapısından adımını attığında, zihinlerde genellikle benzer sorular canlanır: Neler öğrenecek? Sınavlarda kaç puan alacak? Hangi üniversiteye yerleşecek ya da hangi mesleği icra edecek? Şüphesiz ki bu soruların her biri kıymetlidir. Fakat eğitim üzerine kafa yorarken en temel soruyu çoğunlukla gözden kaçırıyoruz: Bir çocuğun yaşamında nasıl bir etki bırakacağız? Eğitim esasen bu noktada filizlenir. Bilgi aktarmak ile iz bırakmak birbirinden çok farklı eylemlerdir. Teknik verileri paylaşabiliriz ama güven aşılamakta yetersiz kalabiliriz. Başarı talep edebiliriz ancak cesaret vermeyi unutabiliriz. Oysa eğitim, sadece zihinsel gelişimi değil, insanı bir bütün olarak şekillendirme yükümlülüğüdür.
Çocuklar Yaşamı Kimden ve Nerede Öğreniyor?
Bireylerin birbirleri üzerindeki etkisi kalıcıdır. Bir çocuğu hor görmek de, onu sürekli başkalarıyla kıyaslamak da onda silinmez izler açar. Adaletsiz davranmak, onu dinlememek ya da başarısızlığını sürekli yüzüne vurmak da benzer etkiler yaratır. Öte yandan, ona güven duymak, elinden tutmak, hatalarına rağmen yanında durabilmek, çabasını takdir etmek ve “Ben sana inanıyorum” diyebilmek de güçlü birer izdir. Unutulmamalıdır ki çocuklar söylenenlerden ziyade, kendilerini nasıl hissettirdiğimizi hatıralarında taşırlar.
Zaman ilerler, çocuk yetişkin olur; okullar biter ve çevre değişir. Ancak gençlik yıllarında ruhuna işlenen o cümleler kolay kolay kaybolmaz. Biz yetişkinler bir şeyler öğretmeye çalışırken, çocuklar aslında bizi gözlemlerler. Konuşma tarzımızı, öfkemizi kontrol etme biçimimizi, hata yapan birine karşı tavrımızı ve güçsüzün yanındaki duruşumuzu kayıt altına alırlar. Yani onlar sadece fen, matematik veya tarih öğrenmiyorlar; doğrudan hayatın kendisini bizden öğreniyorlar. EV, OKUL, TOPLUM ekseninde şekillenen eğitim, evde filizlenir, okulda gelişir ve toplumda meyvesini verir.
Neden Bilgi Aktarımı Eğitim İçin Yeterli Değildir?
Bir öğretmenin asli görevi elbette bilgi sunmaktır ancak sadece bilgili bireyler yetiştirmek eğitimin amacına ulaşması için yeterli değildir. Bilgi sahibi olmakla, iyi bir insan olmak farklı kavramlardır. Eğer çok şey bilen ama adalet duygusundan yoksun, başarılı fakat başkasının muvaffakiyetini hazmedemeyen, güçlü olduğu kadar zayıfı ezen nesiller yetiştiriyorsak, TEK HEDEF BAŞARI MI? sorusunu kendimize yeniden sormalıyız.
Gençlere sadece zirveye çıkmayı değil, orada insan kalabilmeyi de aşılamalıyız. Gün gelecek sınav sonuçları silinecek, diplomalar tozlanacak, makamlar ve unvanlar el değiştirecektir. Fakat bir insanın başka birinin kalbinde bıraktığı iyilik mirası yaşamaya devam edecektir. Bugün bir çocuğa aşıladığımız cesaret, yarın onun bir başkasına vereceği umuda dönüşür. İyilik de kötülük de bu şekilde dalga dalga yayılır. Yeni bir eğitim dönemi başlarken yine hedefler koyulacak, sınavlar yapılacak; ancak bu yıl kendimizden bir şey daha isteyelim: Çocukların hayat yolculuğunda güzel izler bırakabilmeyi.
Geleceğin Toplumu Nasıl İnşa Edilir?
Eğitim, yalnızca bugünün küçüklerini yetiştirme işi değil, gelecekte nasıl bir sosyal yapıda yaşayacağımızı tayin etme sorumluluğudur. Ömür nihayete erdiğinde kaç sınav yaptığımız veya hangi koltukta oturduğumuzun önemi kalmayabilir. Belki de geriye sadece şu can alıcı soru kalacaktır: “Sen, senden sonra kimin yaşamında ne bıraktın?”
İnsan bu dünyadan bir şekilde geçer; kimisi sessizce, kimisi unvanlarla… Bazıları ise bir insanın ruhuna dokunur. Muhtemelen insanın asıl hikayesi, kendi heybesinde biriktirdiklerinde değil, başkalarının hayatında bıraktığı o eşsiz izlerde saklıdır.
ABDULLAH YÜKSEL








