Zülâl Kalkandelen’in 14.8.2026 tarihinde Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı “Emek sömürücüsü aşiretler ve demokrasi oyunu” başlıklı makalesi, Doğu Anadolu’daki aşiret yapısının birey üzerindeki baskısını çarpıcı bir şekilde hatırlatıyor. Yolda karşılaştığı bir hemşehrisinin, “Seçimde kime oy vereceksin?” sorusuna verdiği “Aşiretten haber bekliyorum” yanıtı, 2026 Türkiye’sinde demokrasinin ne denli bir kıskaç altında olduğunu kanıtlıyor. Ülkenin bir bölümünün hâlâ aşiret reislerinin talimatlarıyla yönetilmesinden sadece son 25 yıldır iktidarda olan AKP değil, 1950’den bu yana Türkiye’yi yöneten tüm siyasi yapılar sorumludur.
Aşiret Düzeni Ne Zaman ve Nasıl Kalıcı Hale Geldi?
Geçmişe baktığımızda, aşiret yapısının temellerinin 500 yıl öncesine dayandığını görüyoruz. Çaldıran Savaşı sonrasında vezir İdrisi Bitlisi, Sultan Selim’den bölgeye beylerbeyi rütbesinde bir yönetici atanmasını talep etmiştir. Ancak Sultan Selim, Kürt mirlerinin kendi aralarından bir lider seçmelerini istemiştir. İdrisi Bitlisi’nin tüm çabalarına rağmen mirler, “Ben olayım, benden başkası olmasın” diyerek kendi aralarında uzlaşamamışlardır. Selimname’de bu durum, Kürtlerin sadece tevhid ve peygamberin ümmeti olma konusunda birleştikleri, geri kalan her hususta ihtilaf yaşadıkları şeklinde ifade edilir. Sonuç olarak padişah, aşiret reislerinin ısrarı üzerine merkezi bir atama yapmıştır. Yavuz Sultan Selim’in (1470-1520), 1512-1520 yılları arasındaki saltanatından bu yana geçen yarım bin yıla rağmen, Doğu Anadolu’da devlet otoritesinden ziyade aşiret reislerinin egemenliği varlığını sürdürmektedir.
Osmanlı’nın Bölge Politikası Neden Değişmedi?
Osmanlı Devleti’nin Kürt aşiretleriyle çatışmaya girmeden bölgede hakimiyet kurması, tarihsel bir istisna kabul edilir. Şerefname’ye göre sultanlar, Kürtlerin topraklarını istila etmek yerine sadece vergi ve sembolik bağlılık şartıyla bölgeye müdahale etmemişlerdir. Bu yaklaşım, 500 yıl önceki feodal yapının günümüze kadar taşınmasına zemin hazırlamıştır. Maalesef Cumhuriyet yönetimi de bu çağ dışı düzeni dönüştürmeyi başaramamıştır. Bugün dahi seçimlerde aşiret oylarının çuvallarla sandığa getirildiği yönündeki iddialar, sistemin ne kadar dirençli olduğunu göstermektedir.
Kimler ve Hangi Kurumlar Bu Sistemden Faydalanıyor?
Mevcut aşiret düzeni, AKP iktidarı için adeta zahmetsiz bir kazanç kapısı haline gelmiştir. Aşiret reisiyle kurulan ittifak, seçimlerin kolayca kazanılmasını sağlamaktadır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de yaklaşık 4.5 milyon ila 5 milyon hane düzenli sosyal yardımlardan faydalanmaktadır. Ortalama dört kişilik hane halkı hesaba katıldığında, devlet desteğiyle yaşayan kişi sayısının 18 milyon ile 20 milyon arasında olduğu öngörülmektedir. Bu ekonomik bağımlılık, aşiret yapısıyla birleştiğinde özgür iradeyi tamamen devre dışı bırakmaktadır.
Aşiret Düzenini Yıkmak İçin Ne Yapılmalı?
Türkiye’de var olduğu belirtilen yaklaşık 290 aşiretin toplam nüfusu resmi olarak bilinmese de, bu yapının demokrasi ve özgür birey kavramlarıyla bağdaşmadığı açıktır. Bu düzeni sona erdirmenin yolu, “toprak ağası” olarak nitelendirilen aşiret reislerinin arazilerinin devlet tarafından satın alınarak, topraksız ailelere paylaştırılmasından geçmektedir. Bu tür bir mülkiyet değişimi yaşanmadan, bireyin aşiret reisinin sultasından kurtulması imkansız görünmektedir.
Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşımasına rağmen aşiret bilinciyle yaşayan bireyler, gerçek bir vatandaşlık bilincinden yoksundur. Kendi özgür iradesiyle değil, liderinin işaretiyle oy kullanan kitlelerin varlığı, ülkenin “hal-i pürmelal” yani içler acısı durumunu özetlemektedir. Aşiret düzeni tasfiye edilmedikçe, Türkiye’nin gerçek bir demokrasiye kavuşması mümkün olmayacaktır.
