Türkiye’nin kadim şehirlerinden biri olan Trabzon, son yıllarda pek çok kentte gözlemlediğimiz bir yönetim tarzının en belirgin örneklerinden birini teşkil ediyor. Önce bir proje hayata geçiriliyor, ardından yapılanın yanlış olduğu anlaşılıyor ve sonra başka bir isim altında her şey sil baştan yeniden inşa ediliyor. Her aşamada ciddi bütçeler harcanıyor, açılışlar yapılıyor ve sanki o şehri yıllardır aynı anlayış yönetmiyormuş gibi sürekli yeni başlangıçlar müjdeleniyor.
Bakan Uraloğlu Ne Dedi?
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Uzunkum Yaşam Alanı Millet Bahçesi kapsamında düzenlenen fidan dikme etkinliğine katıldı. Bakan Uraloğlu, projenin “Trabzon’u deniziyle yeniden kucaklaştıracağını” dile getirdi. Ancak bu ifade, şehrin geçmişini bilenler için derin bir tezat barındırıyor. Çünkü deniz ve Trabzon zaten hep oradaydı; Karadeniz bu şehri doğal olarak zaten kucaklıyordu.
Sahil Neden Denize Uzaklaştı?
Bugün yetkililer tarafından yapılan açıklamalar dinlendiğinde, sanki birileri geçmişte gelip Trabzon sahilini doldurmuş, şehirle su arasına betonlar ve yollar yığmış gibi bir izlenim oluşuyor. Bugünkü yöneticiler ise adeta bir kurtarıcı edasıyla, “Merak etmeyin, biz geldik. Trabzon’u yeniden deniziyle buluşturacağız.” diyorlar. Oysa sormak gerekir: Bu dolgular yapılırken, kıyıların yapısı değiştirilirken siz neredeydiniz?
Nerede O Eski Trabzon Sahilleri?
Trabzon halkı; Faroz, Beşirli, Ganita, Ayasofya’daki o meşhur kayaları, Beşpara, Sandıklı ve Vapurlu mevkilerini çok iyi hatırlar. İnsanların hangi noktadan suya atladığını, çocukların yüzme sporunu nerede öğrendiğini bilenlerin hafızası hala tazedir. Sahil hattı sadece bir sınır değil, kentin yaşam enerjisinin merkezindeydi. Ancak sahil doldurulup yollar geçirildikçe, deniz küçülmese de şehir denizden koparıldı. Şimdi ise Uzunkum için milyonlarca lira harcanarak parklar ve yürüyüş yolları yapılarak, halkın yeniden denizle buluşacağı söyleniyor.
Nasıl Bir Yönetim Anlayışı Uygulanıyor?
İtiraz edilen nokta projenin güzelliği ya da yeşili değil, bu sürecin anlatılış biçimidir. Geçmişteki kararlar hiç alınmamış, sahili başkaları doldurmuş gibi bir hava yaratılıyor. Sanki birileri kente ilk kez gelmiş ve “Bu şehre ne yapmışlar böyle?” diyerek bir kurtarma hamlesi başlatmış gibi davranılıyor. Ancak hafıza silinmez; özellikle Trabzon asla unutmaz. Tüm bu sürecin mali yükü ise yine vatandaşın omuzlarına biniyor. Dün doldurmak için harcanan para, bugün düzenlemek için harcanıyor; yarın ise başka bir fikirle yapılanlar sökülebiliyor.
Hangi Sorular Cevap Bekliyor?
Türkiye’nin birçok noktasında benzer bir döngü yaşanıyor: Meydanlar sürekli yenileniyor, ağaçlar kesilip yıllar sonra aynı yere törenle fidan dikiliyor, sahiller önce doldurulup sonra projelerle halka açılmaya çalışılıyor. Bu noktada sorulması gereken soru oldukça nettir: “Madem bugün geri getirmek için bu kadar uğraşacaktık, dün neden yok ettik?”
Sonuç Olarak Beklenti Nedir?
Şehir yönetmek, her boşluğa beton dökmek değil, bazen mevcut olanın değerini bilip ona hiç dokunmamaktır. Trabzon’un denizi zaten vardı; sadece araya girilmeseydi bu yeterli olacaktı. Elbette ağaçlar dikilmeli ve çocuklar denize ulaşabilmeli, ancak bunun yeni bir lütuf gibi sunulmaması gerekir. Karadeniz hep oradaydı; ona engel olunmasaydı kucaklaşma hiç kesilmeyecekti.
