Siyasi gündemin hızı, toplumun en temel problemlerinin konuşulmasını kimi zaman zorlaştırıyor. Geçtiğimiz sabah mesaiye, “Yeni bir operasyon mu gerçekleşti?” sorusunun izini sürerek başladık.
İlk gelen “41 yönetici gözaltında” bilgisiyle birlikte, zihinlerde hangi belediyeye yönelik olduğu sorusu belirdi. Ancak durumun farklı olduğu anlaşıldı. Operasyonun hedefinde sebze ve meyve piyasasını manipüle eden yapılar vardı. Ülke genelinde dağıtıcı ve aracı pozisyonundaki firmaların usulsüzlükleri mercek altına alındı. Haberlere yansıyan detaylara göre, sahte “müstahsil makbuzu” düzenlenerek maliyetler şişirilmiş ve bu yolla haksız kazanç sağlanmış.
Gıda Sektöründe Neler Yaşanıyor ve Kimler Hedefte?
Uzun süren takipler neticesinde bu tür bir sahteciliğe karışanların yakalanması, devlet ciddiyeti açısından kritik bir adım. Fakat asıl mesele şu: Hem üreticinin hem de tüketicinin mutsuz olduğu bu tablo, sadece operasyonlarla kökten değiştirilebilir mi?
Bu sorunun cevabı aslında oldukça net. Geçmişte beyaz et üreticilerine yönelik yapılan şafak operasyonlarının sorunu kökten çözmediği gibi, burada da benzer bir durumla karşılaşılacaktır. Operasyonlar, yerleşmiş kötü alışkanlıkları kısa bir süreliğine durdurması bakımından önemli olsa da kalıcı çözüm sunmaktan uzak görünüyor.
Neden Gıda Maliyetleri Düşmüyor?
Mazotun litre fiyatının 100 lirayı aştığı bir ekonomik düzende, maliyet artışı için ekstra bir çabaya lüzum var mı? Ankara Yüzüncüyıl pazarında Haymanalı bir satıcıyla konuşurken, fiyatların yüksekliği üzerine pazarcı kamyonetini işaret ederek, “Paranın çoğunu bu yiyor kardeşim. Depo ne kadara doluyor biliyor musun?” diyerek tepki veriyor. Satıcıya hak versek de gerçek değişmiyor: “Millet de file ne kadara doluyor, ona bakıyor!”
Tarım Bakanı İbrahim Yumaklı‘nın tarımsal üretimdeki dünya sıralamamıza dikkat çekmesi ve iyileştirme çabaları kıymetli; ancak bu hamleler sahadaki maliyetleri aşağı çekmiyor. Üreticiler; gübre, mazot ve ilaç kıskacında kıvranıyor ve bu üç kalemde de büyük oranda dışa bağımlılık söz konusu.
Hal Yasası Ne Zaman Çıkacak?
İnternette “Hal yasası yakında çıkacak” diye bir tarama yapıldığında karşımıza yıllar öncesine dayanan haberler çıkıyor. 2018 yılında Anadolu Ajansı tarafından geçilen “Hal yasası hazır… Fırsatçılığa son!” ve “Hal yasasına son şekli verildi” başlıkları bunun en bariz örneği. Son operasyon sonrası Ticaret Bakanı Ömer Bolat da “Hal yasası taslağı hazır! Fahiş fiyata son vereceğiz!” açıklamasını yaptı.
Sayın Ömer Bolat‘ın bu vaatleri, 10 yıldır konuşulan bir mevzu olduğu için biraz havada kalıyor. Sayın Bolat’a hitaben; “Sayın Bolat… Demeç verirken bol at ama sözleriniz biraz bayat! Yasa 10 yıldır konuşuluyor!”
Kooperatifleşme Süreci Nasıl İşliyor?
Aracıları devre dışı bırakabilecek olan kooperatifleşme oranlarına bakıldığında durumun vahameti ortaya çıkıyor. Fransa’da temel gıda üretiminde kooperatiflerin payı yüzde 60, Avrupa Birliği genel ortalaması ise yüzde 40 seviyesindeyken, Türkiye’de bu oran yalnızca yüzde 1 seviyesinde kalıyor.
Gelecek Nesiller Nerede ve Nasıl Beslenecek?
Okulların açıldığı bu günlerde ders zilinden çok, çocukların beslenme sorunu konuşuluyorsa, ülkeyi yönetenlerin bu durumu operasyonlarla örtmesi mümkün değildir. Kantin fiyatlarının laboratuvarlardan daha çok gündem olduğu bir ortamda yöneticilerin şu soruyu sorması gerekiyor: “Tarım alanlarımız dünyayı kıskandıracak kadar çok ve verimli ama öğrencilerimiz bırakın sağlıklı gıdayı, temel gıdaya ulaşmakta bile zorlanıyorsa nerede hata yapıyoruz?”
Eğer bu durum bir hata değil de bir tercih olarak görülüyorsa, o zaman konu bambaşka bir boyuta taşınıyor. Japon araştırmacıların verilerine göre, sadece GAP bölgesi bile 400 milyon insanı doyuracak berekete sahip. Mevcut durum ise samanlıkta kaybolan iğneyi, daha aydınlık olduğu gerekçesiyle cadde ortasında aramaya benziyor.
