1. Haberler
  2. Siyaset
  3. Serra Bucak’ın Kürtçe Tabela Açıklaması ve Resmi Dil Tartışması

Serra Bucak’ın Kürtçe Tabela Açıklaması ve Resmi Dil Tartışması

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Serra Bucak Küçük, son günlerde gündemi meşgul eden Kürtçe iş yeri tabelaları meselesine ilişkin dikkat çeken bir çıkışta bulundu. Belediye Başkanı, bu konudaki tavrını “Türkçe resmi...

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Serra Bucak Küçük, son günlerde gündemi meşgul eden Kürtçe iş yeri tabelaları meselesine ilişkin dikkat çeken bir çıkışta bulundu. Belediye Başkanı, bu konudaki tavrını “Türkçe resmi dil ama başka diller de var” (1) sözleriyle özetleyerek, mevcut duruma yönelik itirazlarını dile getirdi. Küçük, dillerin kardeşliğini savunduklarını ve asimilasyon politikalarına karşı olduklarını vurgularken, bir dilin yaşatılmasının korku unsuru olmaması gerektiğini belirtti.

Kim, Ne Zaman Açıklama Yaptı?

Diyarbakır’ın yerel yönetiminin başındaki isim olan Serra Bucak Küçük, 1 Eylül 2026 tarihinde Sözcü gazetesinde de yer alan değerlendirmelerinde, anadil ve çok dilli belediyecilik vurgusu yaptı. Bucak, üniter devlet yapısı içindeki resmi dil tartışmalarına farklı bir perspektiften yaklaşarak şu dokunaklı ifadeleri paylaştı:

“Bir şehrin dili, yalnızca kelimelerden ibaret değildir. O dil, bir halkın hafızasıdır; annesinin ninnisi, çocuğunun ilk sözü, sokağının sesi, geçmişten geleceğe uzanan yaşam damarlarıdır. İnsan, daha anne karnındayken kendi dilinin ezgisiyle buluşur. Bu nedenle söz konusu bizim kentimiz ve bölgemiz olduğunda ‘anadil’ demek kadar, ‘dillerimiz’ demek de doğrudur.

Çünkü burası, Süryaninin Mardin sokaklarında Süryanice, Arap’ın Arapça konuştuğu; Dersim’de, (2) Diyarbakır’da Zazacanın kulaklara değdiği bir coğrafyadır. Bu diller burada dün ortaya çıkmadı. Binlerce yıldır bu topraklarda yaşıyor, bu toprakların hafızasını ve ruhunu taşıyor.

Binlerce yıllık köklere sahip bu diller, Türkiye’nin ve bu coğrafyanın eksikliği değildir. Tam tersine, en büyük zenginliğimiz, en güzel renklerimizdir. Bir dilin yaşamasından neden korkulsun? Bir halkın kendi diliyle konuşmasından neden tedirgin olunsun? Bu dillerin yaşaması, yalnızca o dilleri konuşanların değil, hepimizin ortak kazanımıdır.

Yerel yönetimler halka en yakın yönetim birimleridir. Halkla kendi dilinde buluşmak; temel iletişimde, gündelik hizmetlerde ve kamusal yaşamda bu dilleri yaşatmak; kentin sosyal ve kültürel politikalarına, hizmet anlayışına ve yönetim pratiğine taşımak kadar doğal bir şey olamaz.

Bu ayrıştırmaz; aksine birleştirir. Çünkü insanın kendi diliyle görülmesi, duyulması ve anlaşılması, eşit yurttaşlığın en temel koşullarından biridir. (3)

Türkiye’nin resmi dilinin Türkçe olduğu bize yüz yıldır söyleniyor. Buna karşı çıkan da yok. Ancak Türkçenin varlığı, bu topraklarda konuşulan diğer dillerin yok sayılmasını gerektirmez. Türkçe bu ülkenin bir dilidir; Kürtçe, Zazaca, Süryanice, Arapça ve bu coğrafyada yaşayan diğer diller de bu ülkenin toplumsal, kültürel ve tarihsel zenginliğidir.

Bir dili yaşatmak, başka bir dili yok etmek değildir. Bir dili özgürleştirmek, diğerine düşmanlık değildir. Asıl ayrımcılık, bu toprakların dillerinden birini makbul sayıp diğerlerini susturmaktır.

Biz, yüz yıldır inkâr ve asimilasyona mahkûm edilmeyi kabul etmedik, etmiyoruz. Dillerimizin susturulmasına, kültürlerimizin görünmez kılınmasına, halkların kendi kimliğiyle yaşamasının engellenmesine razı olmayacağız. (4)

Biz dillerin kardeşliğini savunuyoruz. Dillerin kentlerimizde, yaşamlarımızda ve sokaklarımızda var olmasını; görünür olmasını, özgürce konuşulmasını, yaşamasını ve gelişmesini istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki eşitlik, yalnızca aynı haklara sahip olmak değil; herkesin kendi diliyle, kendi kimliğiyle ve kendi kültürüyle onurlu bir yaşam sürebilmesidir.

Bunun için barış politikaları yürüttük, yürütmeye de devam edeceğiz. (5)

Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir. Barış; birbirinin varlığını kabul etmek, birbirinin acısını duymak, birbirinin kültürüne, kimliğine ve diline saygı göstermektir. Barış, bir halkın dilini diğerine tehdit olarak görmemektir.

Barış, bu topraklarda konuşulan her dili bu ülkenin ortak mirası olarak kabul etmektir. Barış, biraz da birbirinin dilini sevmekle başlar.

Biz bu yolu, dillerin susturulmadığı; halkların birbirinden korkmadığı; herkesin kendi diliyle özgürce konuşabildiği bir gelecek için yürüyoruz.

Anlayanlarla, duyanlarla, eşitlikten ve özgürlükten yana olanlarla bu yolu birlikte yürüyeceğiz. Çünkü biliyoruz: Diller yaşarsa halklar yaşar; halklar eşit ve özgür yaşarsa barış kalıcı olur.”

Resmi Dil ve Yerel Yönetim İlişkisi Nasıl Ele Alınıyor?

Serra Bucak’ın yaptığı bu açıklamalar, özellikle yerel yönetimlerin diller konusundaki rolüne dair ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor. Bucak’ın, “Yerel yönetimler halka en yakın yönetim birimleridir. Halkla kendi dilinde buluşmak; temel iletişimde, gündelik hizmetlerde ve kamusal yaşamda bu dilleri yaşatmak; kentin sosyal ve kültürel politikalarına, hizmet anlayışına ve yönetim pratiğine taşımak kadar doğal bir şey olamaz” şeklindeki ifadesi, Kürtçenin en azından Diyarbakır özelinde ikinci bir resmi dil statüsüne getirilmesi talebi olarak yorumlanıyor.

Öte yandan, üniter devlet yapısında resmi dilin ayrıcalıkları ve hakları net çizgilerle belirlenmiştir. Dünyanın Fransa, Almanya, İtalya, Yunanistan ve Bulgaristan gibi pek çok ülkesinde farklı anadillere sahip topluluklar bulunsa da bu dillerin kamusal hizmet ve yönetim süreçlerine Bucak’ın iddia ettiği şekilde taşınıp taşınmadığı merak konusudur. Siyasetçinin “doğal” olarak nitelendirdiği bu durumun dünyadaki somut karşılıkları sorgulanmaktadır.

Neden Diğer Diller de Gündemde?

Türkiye’nin dilsel mozaiği sadece Kürtçe ile sınırlı değildir. Ülkede Zazaca, Süryanice, Arapça, Çerkezce, Ermenice, Rumca, Lazca, Gürcüce, Arnavutça, Boşnakça, Pomakça, Romanca ve Levanten dilleri gibi pek çok farklı dil konuşulmaktadır. Eğer bu dillerin her biri için kamusal alanda benzer ayrıcalıklar talep edilirse, idari yapının nasıl şekilleneceği belirsizliğini korumaktadır.

Sosyolojik açıdan Kürtler bir etnik/dilsel grup olarak tanımlansa da Türkiye’nin hukuki düzenine (Lozan) ve toplumsal iradeye göre azınlık değil, devletin asli unsuru ve eşit vatandaşlarıdır. Bu bağlamda, tüm vatandaşların sahip olduğu haklar çerçevesinde, özel bir grubun kamusal yaşamda ayrıcalıklı dil taleplerinin diğer toplumsal gruplar nezdindeki yansımaları stratejik bir soru işareti olarak durmaktadır.

Açıklama Notları:

(1) Sözcü, 1 Eylül 2026.
(2) Kaynakta “Tunceli” kastedilmektedir.
(3) Serra Bucak’ın bu noktada özel yaşam ile kamusal alanı birbirine karıştırdığı değerlendirilmektedir.
(4) Bu iddianın gerçeklik payı tartışmalıdır; “razı olmamak” ifadesinin karşılığı net değildir.
(5) Belirtilen barış politikaları söylemi metnin bütününde yer almaktadır.

Serra Bucak’ın Kürtçe Tabela Açıklaması ve Resmi Dil Tartışması
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

WordPress ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Bizi Takip Edin
Alternatif ile Haber Hakkında Sohbet

Alternatif ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir