Hâkim bey, her şeyden önce ulusal istatistiklerde belirtilen o meşhur “kişi başına düşen ortalama” paylarımı geri istiyorum. Toplumda “istifa” sesleri yükselirken, birileri bu talebi ısrarla “istila” şeklinde anlamaya devam ediyor. Değerlerimize öylesine “çöktüler” ki artık her şeyimiz ellerinden geçiyor.
Siyaset Sahnesinde Neler Oluyor?
Ülkemizde politika; yapılan işleri kılıfına uyduranlara göz yumup, meseleyi sadece “işi hitabına uydurma” sanatına dönüştürmekten ibaret hale geldi. Merak ediyorum; Allah acaba “yürüt ya kulum” sözünü yanlışlıkla Soyan, pardon yani Sayan ailesine mi söyledi? Bir tarafta sadece “tebaa” odaklı partiler, diğer yanda ise “tabela” partisi olmaktan öteye gidemeyenler varken; ne yazık ki gerçek “taban” tamamen partisiz kalmış durumda.
Bazı “sosyal demokratlar” ise hiçbir “kırmızı çizgi” tanımıyor; önüne gelene “yeşil ışık” yakıyorlar, hatta aralarında “turuncu”yu seçenlere bile rastlanıyor. Artık sosyal medyaya değil, bizzat “sansüre erişim engeli” getirilmesi gerekiyor.
Kim, Ne Dedi?
Seçilmişinden atanmışına, saçılmışından matanmışına kadar kadroların tamamı koltuk sevdasına düşmüş durumda. Her yerde, mumla “ADANMIŞ politikacı” aramaktayım. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ise şu açıklamayı yaptı: “Hiç kimsenin yatırımcıları tedirgin etmeye hakkı yoktur.”
Bu açıklamanın ardından ülke girişlerine sanki şu yeni uyarı tabelası asılmalı: “Lütfen sessiz olun, yatırımcıyı tedirgin ve rahatsız etmeyin! Burada Türk halkı fonuna kadar soyulmaktadır.”
Neden Bu Durumdayız?
Diyetisyenimle aramdaki anlaşmazlığa bir arabulucu müdahale etti ve sonunda uzlaştık. Şimdi “tatlıya bağladık” isimli o özel perhizi uyguluyorum. Türkiye’de Sosyal Demokrasi Vakfı zaten biliniyordu, meğer bir de Sosyal Demokrasi Derneği mevcutmuş. Anlaşılan o ki memlekette sosyal demokrasi var; fakat bir türlü bize denk gelmemiş.
İnsanlığın mayasına, insana ait olmayan yabancı maddeler karışmış gibi; yüzlerdeki bu yapaylık ve ruhlardaki sentetik doku hep bu yüzden. Eğer millet olarak saman altından yürüttüğümüz suların sadece yarısını içmiş olsaydık, şimdi hepimiz filinta gibi olurduk. Ayrıca başkalarının aldığı kilolar üzerine dedikodu yapmanın gerçekten kilo aldırıp aldırmadığı da ayrı bir tartışma konusu.
Sevgili Deniz Göktaş, şayet Nasrettin Hoca bugün yaşıyor olsaydı, göle maya çalmaya bile fırsat bulamazdı. Çünkü gölü de çoktan çaldılar.
